FİLLER TEPİŞİR ÇİMENLER EZİLİR
“Filler
tepişir, çimenler ezilir.” Bu söz, bugün artık soyut bir uyarı değil;
dünyanın farklı coğrafyalarında somut biçimde yaşanan bir gerçeğe dönüşmüş
durumda. Özellikle son yıllarda art arda gelen savaşlar ve jeopolitik krizler,
bu mecazın ne kadar canlı ve güncel olduğunu açıkça gösteriyor.
Örneğin
Rusya-Ukrayna Savaşı, modern çağın en çarpıcı “filler tepişmesi” örneklerinden
biri. Bir yanda askeri ve politik gücünü korumaya çalışan Rusya, diğer yanda
egemenliğini savunmaya çalışan Ukrayna. Ancak bu savaşın gerçek yükünü kim
taşıyor? Bombardıman altında yaşamaya çalışan siviller, yerinden edilen
milyonlar, ekonomik yıkımla karşı karşıya kalan sıradan insanlar… Yani
çimenler. Üstelik bu savaş sadece iki ülkeyi değil, tüm dünyayı etkiledi;
enerji krizleri, gıda tedarik sorunları ve enflasyon dalgalarıyla milyonlarca
insanın hayat standardı sarsıldı. Fillerin tepişmesi, binlerce kilometre ötede
bile çimenleri ezdi.
Benzer bir
tabloyu İsrail-Hamas Savaşı bağlamında da görüyoruz. Gazze gibi dar bir
coğrafyada yaşanan bu çatışma, aslında sadece iki tarafın değil, çok daha geniş
bir güç dengesinin yansıması. Bölgesel ve küresel aktörlerin dolaylı ya da
doğrudan etkisiyle büyüyen bu kriz, en çok sivilleri vuruyor. Yıkılan evler,
kaybedilen hayatlar, travma içinde büyüyen çocuklar… Bu manzara, ‘çimenlerin’
ne kadar savunmasız olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Daha geniş bir
perspektiften bakıldığında, Suriye İç Savaşı da bu sözün uzun süreli bir
doğrulaması gibi. Yıllardır süren bu savaşta sadece yerel güçler değil; birçok
aktör farklı şekillerde sahada yer aldı. Ancak sonuç değişmedi; milyonlarca
mülteci, parçalanmış bir toplum ve kaybolan bir gelecek. Bu kadar çok ‘filin’
aynı anda tepiştiği bir alanda, çimenlerin ayakta kalması neredeyse imkânsız
hale geldi.
Buna en güncel
örnek olarak, 2026 İran Savaşı gösterilebilir. ABD ve İsrail ile İran arasında
tırmanan bu gerilim, kısa sürede bölgesel bir savaşa dönüşerek yalnızca askeri
hedefleri değil, şehirleri, altyapıyı ve sivil yaşamı da doğrudan etkiledi.
Misillemelerle genişleyen çatışma; Orta Doğu genelinde yeni cepheler
açılmasına, enerji ve ticaret hatlarının sarsılmasına yol açarken, en ağır
bedeli yine siviller ödedi. Yerinden edilen milyonlar, artan belirsizlik ve
derinleşen ekonomik etkiler, bu savaşın da diğerleri gibi ‘fillerin tepişmesi’nden
çok, çimenlerin ezilmesiyle sonuçlandığını bir kez daha gösterdi.
Bu örnekler bize
şunu gösteriyor; modern savaşlar artık sadece cephede kazanılmıyor ya da
kaybedilmiyor, asıl etkisi toplumların dokusunda hissediliyor. Ekonomik
yaptırımlar, ambargolar ve diplomatik gerilimler de bu tepişmenin bir parçası.
Örneğin büyük güçler arasındaki ticaret savaşları ya da enerji politikaları,
doğrudan savaş alanında olmayan ülkelerde bile hayat pahalılığına, işsizliğe ve
sosyal huzursuzluğa yol açabiliyor. Yani çimenler sadece savaş bölgelerinde
değil, dünyanın dört bir yanında eziliyor.
Daha da çarpıcı
olan şu; günümüz dünyasında çimenler artık sadece mağdur değil, aynı zamanda bu
çatışmaların psikolojik yükünü de taşıyor. Sürekli kriz haberleri, belirsizlik
ve güvensizlik duygusu, toplumların genel ruh halini etkiliyor. İnsanlar sadece
ekonomik olarak değil, zihinsel olarak da yıpranıyor. Bu da uzun vadede
toplumsal dayanışmayı zayıflatıyor ve yeni çatışmaların zeminini hazırlıyor.
Peki bu döngü
kırılabilir mi?
Tarih bize şunu
söylüyor; fillerin tamamen tepişmeyi bırakması pek mümkün değil. Güç, doğası
gereği rekabet üretir. Ancak bu rekabetin yıkıcı sonuçlarını sınırlamak mümkün.
Uluslararası hukuk, diplomasi, güçlü kurumlar ve barış odaklı politikalar, bu
tepişmenin etkisini azaltabilir. Aynı şekilde toplumların bilinç düzeyi,
medyanın sorumluluğu ve küresel dayanışma da çimenlerin tamamen yok olmasını
engelleyebilir.
Sonuç olarak,
bugün dünyada yaşanan savaşlar ve siyasi krizler, bu eski sözün ne kadar güncel
olduğunu bize tekrar tekrar hatırlatıyor. Ama belki de artık sorulması gereken
soru şu; “Fillerin tepişmesini izlemekle yetinecek miyiz, yoksa çimenlerin
ezilmediği bir düzenin mümkün olduğunu kabul edip onu kurmaya mı çalışacağız?”
Çünkü mesele sadece kimin güçlü olduğu değil; o gücün kime ne bedel ödettiğidir.
Gülhan Genç
01/05/2026 - istanbul
.png)
.png)
.png)
Yorumlar
Yorum Gönder