Görünüyorum, öyleyse varım; bir anınız kaç like eder?
René Descartes bir zamanlar “Düşünüyorum, öyleyse varım” diyordu. Bugünse çağın görünmeyen sloganı değişti. “Paylaşıyorum, öyleyse varım.” Çünkü artık insanlar hayatı yaşamaktan çok, yaşadıklarını göstermeye çalışıyor.
Bir kahve içmeden önce fotoğrafı çekiliyor, güzel bir manzaraya bakarken daha hikâyesi hazırlanıyor, hastane odasında serum kola takılır takılmaz 'hastanelik oldum' paylaşımı yapılıyor. İnsanlar herhangi bir anı yaşamak yerine, o anın başkaları tarafından görülmesini daha önemli görüyor.
Eskiden an'lar insanların kendilerine aitti. En fazla bir sohbette ya da dost meclisinde konuşulurdu. Tabi öyle her şey de ayan beyan konuşulmazdı. Sansürlenirdi. Sessiz yaşanan bir acı, anlatılmayan bir kırgınlık, sadece aile içinde kalan bir mutluluk…
Şimdi ise en özel anlar bile birkaç saniye içinde sosyal medyaya düşüyor. Cenazede fotoğraf çekenler, mezarlıkta story atanlar, ağlarken video paylaşanlar, kavgasını da aşkını da herkesin önünde yaşayanlar… Sanki takipçilerle paylaşılmayan hiçbir duygu gerçek değilmiş gibi davranılıyor.
Daha acı olanı ise insanların hayatlarını bir gösteriye dönüştürmesi. Herkesin hayatı Truman Show gibi, sürekli yayın halindeler. Belki de çağımızın en büyük duygusal yoksulluğu da burada başlıyor. Herkes birbirinin hayatını görüyor ama kimse kimsenin içini bilmiyor. Gülüşler paylaşılıyor ama yalnızlık gizleniyor. Kalabalık fotoğraflar paylaşılıyor ama o insanların birbirine gerçekten ne kadar uzak olduğu bilinmiyor. İnsanlar kendilerini sürekli anlatıyor ama aslında giderek hayatlarının içi boşalıyor.
Bazı anlar yalnızca onları yaşayan insana ait kalmalıdır. Çünkü mahremiyet, insanın kendine bıraktığı son alandır. Âdâb-ı muaşeret de bunu gerektirir. Kimsenin görmediği bir fedakârlık, sessizce edilen bir dua, fotoğrafı çekilmeden yaşanan bir an ya da sevdiği şeyi yaparken hissedilen o saf mutluluk… Bir şey sürekli gösterilmeye başlandığında samimiyeti azalır; yaşanan şey biraz kalabalığın, biraz da gösterinin parçasına dönüşür.
Eskiden büyüklerimiz “Kabahat de gizlidir, ibadet de” derlerdi. İnsanın her yaşadığı şeyi ortaya dökmesi hoş karşılanmazdı. Şimdi ise gizlimiz saklımız kalmadı çok şükür. En özel anlarımızı bile yüzlerce insanla paylaşırken, ardından gelecek birkaç beğeniyi gözler hâle geldik. Sanki yaşadığımız şeyin değeri, onu kaç kişinin gördüğüyle ölçülecekmiş gibi...
Belki de biraz, Yaprak Dökümü’nde sürekli “Tadımız kaçmasın” diyen Hayriye Hanım’a kulak vermeli; yaşadığımız her anı göstermek zorundaymış gibi davranmayıp, paylaşımlarımızın dozunu iyi ayarlamalıyız.
Gülhan Genç / 15.05.2026
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
.png)
.png)
Yorumlar
Yorum Gönder