MUTSUZ RUHLAR ÜLKESİ

“Ey şah!
Ne kadar korurlarsa korusunlar seni, devrilmeye mahkûmsun…

Sürekli yarın telaşındayız. Gözlerimizi bugüne kapatıp hayallerimizi, umutlarımızı geleceğe saklıyoruz. Paslanmış yüreklerimizden, kirlenmiş sevgiler akıtıyoruz birbirimize. “Önce ben!” dediğimiz bir çağda yaşıyoruz. Hatta başkalarının hayatlarını bile kendimize aitmiş gibi kullanıyoruz. Çünkü bizler, Mutsuz Ruhlar Ülkesi’nin insanlarıyız. Başkalarının acılarından besleniyoruz. Ve ne kötüdür ki… gittikçe çoğalıyoruz."

Cemre Sevinç, başarılı bir avukattır. Ancak lise yıllarında anne ve babasını bir kazada kaybetmesi, hayatının kırılma noktası olur. Teyzesinin yanında büyürken, bu kaybı zihninin en derin katmanlarına gömer; fakat hiçbir zaman gerçekten iyileşemez. Sevdiklerini kaybetme korkusu, zamanla onun en büyük travmasına dönüşür.

Bu korku, evliliğini bile gölgeleyecek kadar büyür. Kaybetme ihtimaliyle yüzleşmemek için eşinden ayrılmak zorunda kalır. İçinde büyüyen boşluk, onu giderek karanlığa sürükler ve bir bunalım anında intihar girişiminde bulunur.

Hayatta kalmasıyla birlikte yolu, özel bir akıl hastanesine düşer. Burada doktor Fatih ile uzun ve derin sohbetler yapar; kendi iç dünyasının kapılarını aralamaya başlar. Tam iyileşmeye yaklaşırken Elif ile tanışır.

Hayatı yarım kalmış, kanadı kırık bu kadınla Cemre arasında beklenmedik bir bağ oluşur. Bu bağ, basit bir dostluktan öteye geçer; iki kırık ruhun birbirine tutunarak hayatta kalma çabasına dönüşür.

Ve böylece hikâye, sadece bireysel acıların değil, iki kadının birbirinde yeniden doğma ihtimalinin hikâyesine evrilir.

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar